Amerika’nın Gemileri Neden Battı?

k
Üretim öncesi en temel sorulardan biri de malzeme seçimidir.

Üretimde kullanılacak malzemelerin mekanik özelliklerini belirlemek için çekme deneyini kullanıyoruz. Bu mekanik özellikleri kullanarak elde ettiğimiz verilerden bazıları süneklik, gevreklik, Young katsayısı, Poisson oranı, akma mukavemeti ve pekleşme gibi karakteristiklerdir.

Her malzeme karakteristik özelliklere sahiptir ama bu karakteristik özellikler çevre şartlarına bağlı olarak değişir. Bilim dünyası bu gerçeği ancak  II.Dünya Savaşı’ndan sonra fark edebildi.

II. Dünya Savaşı sırasında ABD, Liberty Ship adını verdiği gemiler ile Avrupa’ya malzeme taşıma planlarının; teker teker Atlantik Okyanusu’nun derin sularına gömülmesini hayretle karşıladı. Dönemin son teknolojisi ile üretilen bu kargo gemileri sebepsizce ikiye ayrılıyor ve batıyordu.

Facianın sebebi daha sonra anlaşıldı. ABD’de üretilip test edilen bu gemiler, deniz suyu sıcaklığının çok daha düşük olduğu Atlas Okyanusu’nun kuzey kısımlarına ulaştığında sünek yapılarını kaybedip gevrek yapıya dönüşüyor ve bu sebeple hiçbir belirti göstermeden bir anda ortadan ikiye ayrılarak batıyordu.

kk

II. Dünya Savaşı sırasında ABD’nin elinde bizim şu an CBILAB’da ürettiğimiz Environmental Chamber (Çevresel Oda) olsaydı. Gemide inşasında gerekli malzemeler kullanılacakları ortam sıcaklıklarında ( -80,+500 C arası ) çekme deneyi ile tespit edilip olası faciaların önüne geçilebilirdi. Daha doğrusu malzemenin, çalışacağı ortam sıcaklığı altında karakteristik özellikleri tanınır buna uygun tasarımlar yapılırdı.

CBILAB’da  İTÜ’lü öğrenciler olarak, bugün tamamını yurt dışından ithal ettiğimiz Environmental Chamber’ı yerli imkanlarla üretip, İTÜ Makina Fakültesi’nin hizmetine sunacağız.

Proje detayları ve gelişmeler için takipte kalın.

Işıkla İnternete Erişilecek

12162415_10153620263614857_299269269_o

 

Globalleşmenin de etkisiyle veri aktarımı her geçen gün çok daha büyük boyutlara taşınmaya çalışılıyor. Büyük bir ivmeyle hızlanan teknolojiyse insanları çeşitli icatlara gebe bırakıyor. Bunlardan biri de Wi-Fi’ye rakip olarak gelen Li-Fi isimli teknoloji.

Cihaz kullanımı artışı göz önünde bulundurularak veri talebinin ileriki yıllarda ne olacağı hesaplandı ve bunun Wi-Fi teknolojisi tarafından karşılanamayacağı anlaşıldı. Bu durumun yol açacağı zararları gidermek içinse hem çok yeni hem de çok eskilerden, Napolyon’un devrinden, gelen Li-Fi isimli bir teknoloji üzerinde durulmaya başlandı. Wi-Fi radyo dalgaları temelli bir sistemken Li-Fi veri taşınımı konusunda her insanın ilk tanıştığı dalga çeşidi, günlük hayatımızın büyük parçası olan ışıktan destek almakta.

Veri yayımı için ışık kullanılacak olması eskiyle yeniyi ayıracak birçok farka yol açmakta: Li-Fi’de kullanılan dalgalar, Wi-Fi’de kullanılanlardan çok daha küçük dalga boyuna sahip oldukları için Li-Fi Wi-Fi’ye göre çok daha hızlı bir teknoloji olacağa benziyor. Hayatın hızına bir nebze daha yaklaşmamızı sağlayacak olan Li-Fi’nin böyle bir olanak sunmasına ek olarak daha ucuza mal olacağı ve daha tasarruflu olacağı düşünülüyor. Çok basit bir ampulün odaya takılmasıyla bile birçok hizmete erişim imkânına ulaşılabilecek. Bütün bu özelliklere ek olarak Li-Fi günümüzde birçok insanın başının yanmasına sebep olan güvenlik problemine ise bir nokta koyuyor. Işığın odadan dahi çıkamamasını bu teknolojiyle bir fırsata çeviren uzmanlar bunu bir güvenlik sistemi olarak öne sürüyor. Herhangi bir işle uğraşan bir bireyin ortamına çok basit bir perde çekmesiyle bile dışarıdan kendisine olan ya da olabilecek müdahalesini kolaylıkla kesiyor.

Görünüşe bakılırsa Li-Fi birçok farklı ihtiyaca en uygun şekilde cevap vererek yılların emektar teknolojisi Wi-Fi’nin tahtını ele geçiriyor.

Kaynak: https://theconversation.com/in-future-the-internet-could-come-through-your-lightbulb-47527

Stephen Hawking’in Konuşma Yazılımı Herkes İçin Kullanıma Hazır

 

dd
Daha önceden de söz ettiğimiz, ünlü bilim adamı Stephen Hawking gibi ALS ve benzeri hastalıkları olan insanların konuşmadan da iletişim kurmalarını sağlayacak sistemin açık-kaynak yazılım olarak sunuma hazır olduğu haberi Intel aracılığıyla geldi.

ACAT (Assistive Context-Aware Toolkit) isimli bu yazılım, konuşma konusunda sağlıklı bireyler kadar şanslı olmayanlara iletişim için bir şans tanıyor. Bu hayat kurtarıcı yazılım üç kısımdan oluşuyor: mimiklerin hareketiyle girdi toplama amaçlı çalışan sensörler, harf seçimi yapan arayüz ve otomatik düzeltme mantığıyla çalışan alt yazılım. Kullanıcıdan veri almaya yarayan sensörler infrared sensör veya webcam olarak planlanmış. Proje sahibi Sai Prasad üçüncü kısmı dışındaki her şeyin en başından yapıldığını projenin kendi sitesinde belirtmiş.

ACAT webcam tabanlı yüz tanıma sistemi ile kontrol altında tutulabilse de, Prasad daha iyisine ulaşmanın diğer yazılımcıların özel girişleriyle de olabileceğini söyleyerek farklı fikirlere ve gelişime açık olduğunu belli ediyor.

İlk etapta sadece Stephen Hawking için düşünülmüş ve topluma açılması kararı sonradan verilmiş olan ACAT’ın yapımı 3 yıl sürmüş. Extra ya da farklı bir desteğe ihtiyaç duyan/duyacak olan kişiler için ise Intel sistem üzerinde test çalışmalarına devam ediyor. Şu an yazılım Github üzerinden ücretsiz sunuluyor. Ancak yazılım her durumda kullanılabilecek şekilde tasarlanmamış: sadece Mac dışındaki, Windows XP ve üzeri işletim sistemli bilgisayarlar için uyumlu durumda. Umarım, bu yazılım bir türlü vazgeçemeyip yanımızdan ayırmadığımız telefonlarımıza da uyarlanır ve yazılımın ergonomikliği artmış olur.

Kaynak: The Verge

Konuşmadan Konuşun

Alman ve Amerikan informatik, tıp ve nörobilim uzmanları, ünlü bilim adamı Stephen Hawking gibi konuşma problemi olanları yakından ilgilendirecek, dili kullanmadan iletişim kurabilme imkânı kazandıracak çalışmalarıyla dikkat çekiyor. Çalışmalar, beyin dalgalarıyla etkileşerek düşünceleri yazıya geçiren bir yazılım oluşturma üzerine.

stephen hawking
Son zamanlardaki buz dolu kovaların başlardan aşağı dökülmesiyle dikkatimizi çeken ALS hastalığından ve benzeri sonuçlara neden olan locked-in sendromundan mustarip hastalar ne yazık ki sözlü iletişim konusunda sağlıklı bireyler kadar şanslı olamıyor. Bilindiği üzere önemli bilim adamlarından Stephen Hawking de ALS yüzünden sınırlı sayıda kasını kullanabiliyor ve bu kas kullanım becerisi noksanlığı Hawking’e düşüncelerini aktarımda bilgisayar aracılığıyla iletişim sistemini kullanmaktan başka şans tanımıyor. Hawking bu sistemi söylemek istediklerini tek tek harf seçerek kullanıyor. Tek tek harf seçerek konuşmanın hızı, büyük bir hızla akan zamanda hayli yetersiz kaldığı için bu sistemin daha verimlisinin yani bir üst seviyesinin üretimi için üzerinde çalışmalar yapıldı. Brain to text (beyinden yazıya) isimli bu çalışma ALS, locked-in sendromu ve felç hastaları ile konuşma engellilere umut niteliğinde. Çalışmanın amacı net: dışardan ek bir yardım almadan konuşamayan hastaların iletişim kurabilmeleri için düşünceleri yazıya döken bir yazılım oluşturmak.

brainandcomputer620x353
Konuşamayanlar için bir dil görevini üstlenecek bu yazılımın hazırlanması aşamasında, EKoG (Elektrokortikografi) denilen beyin aktivitesini ölçme amaçlı yöntem kullanıldı. Yöntem beyne yerleştirilen elektrotlarla kullanıldığı için, kendi hastalıkları (epilepsi) sebebiyle beyinlerinin bir kısmına hâlihazırda elektrotlar yerleştirilmiş yedi gönüllüden yardım alındı. Elektrotların beynin sadece bir kısmına yerleştirilme sebebi tahmin edileceği üzere beyinde ortaya çıkabilecek hasarı en aza indirmek. Bu bilgi kafalarda “Hasar söz konusuysa neden kafatası üzerinden kullanılabilecek bir aygıt kullanılmıyor?” sorusunu oluşturuyor. Cevabı ise kafatasının bilgileri bulanıklaştırması ve bu tarz aygıtların algı konusunda yeterli hassasiyette olmaması.

Bu yedi deneğe çeşitli yazılar sesli şekilde okutuldu ve kişilerin kelimeleri söylemesi sırasında, sistem beyin verilerini ECoG sayesinde kaydetti. Beyin verileri en olası seslerle bilgisayar tarafından eşleştirildi ve bu sesler de dilde karşılık gelebilecek en uygun kelimelerle eşleştirildi. Eşleştirme sonuçları, amaca ulaşıldığının göstergesiydi.

Yazılımın doğruluk oranı ise kelime doğruluk oranının %75 gibi bir orana kadar çıkması ve sesin hata oranının %50’nin altına inmesiyle hayli umut verici. Çalışmanın yazarlarından Peter Brunner %100 doğruluk oranına çıkmanın gerek olmadığını, sistem algoritmasının %25lik kaybı sıkça kullandığımız otomatik düzeltme gibi düzeltebileceğini söylüyor.

Teknolojinin ilk oluşmaya başladığı zamanlardan beri insanlar onu anlamaya çalıştı ama şimdi brain to text ile o insanları anlamaya çalışacak.

Brain to text’in bu formatı standartlara indirilemez ve elektrot yerleştirimi için cerrahi müdahale gerekli. Bu nedenle bu inovasyona erişim biraz meşakkatli ve zaman alıcı olacak. Umarım içinde bulunulan düzeni değiştirme gücüne sahip bu yeni iletişim metodu en kısa zamanda her ihtiyacı olan kişinin kolayca erişebileceği bir formata döner.

Kaynak: http://journal.frontiersin.org/article/10.3389/fnins.2015.00217/full

Açık Kaynaklı İnsansı Robot

 

head
Eskiden bilim kurgu romanlarında ve filmlerinde yer alan insansı robotlar artık sıkça yapılmaktadır. Fakat insansı robotların yapılması oldukça araştırma ve ekip işi gerektiren, yüksek maliyetli ve uzun vadeli bir iştir.Açık kaynaklı yazılımdan sonra Arduino gibi boardların öncü olduğu açık kaynaklı donanım akımına, açık kaynaklı insansı robot da eklenmiştir. Artık 3B yazıcı teknolojisi ile insansı robot baştan aşağı üretilip çalıştırılabilir hale gelmiştir.

InMoov firmasının açık kaynaklı ürettiği robot tamamen değiştirilebilir olduğu için DIYcılar (Do-it-yourself) kendi özel amaçları için insansı robotlar yapabilecekler. Biz de CBILab olarak kendi insansı robotumuzu bu şekilde yapmayı planlıyoruz.Projenin kaynaklarını indirip siz de kendi robotunuzu yapabilirsiniz.

Kaynak: Popular Science

Oksijen Emebilen Bir Malzeme Denizin Altında Nefes Almamıza Yardımcı Olabilir

oxygenabsorber

Her geçen gün doğal ortamımızda dahi oksijen bulmak zorlaşırken, Güney Danimarka Üniversitesi rahatlıkla soluma yapamadığımız ortamlarda bile bu tarz sorunlarla karşılaşılmamasını sağlayacak çalışmalar yapıyor.

140930113254-large
    Güney Danimarka Üniversitesi yeni bir konu üzerinde çalışmalar yapıyor. Prof. Christine McKenzie’nin aktif rol aldığı bu çalışmaların amacı oksijeni doğal yollarla alamadığımız durumlarda ek bir kaynakla en kolay şekilde gereken bu gazı almamızı sağlayacak bir materyal üretimi. Prof. McKenzie’nin açıklamalarına göre bu materyal çevredeki oksijeni soğuracak ve gerektiğinde aktivasyon amaçlıyla yapılacak ufak bir hareketle bu oksijeni rahatlıkla bırakacak. Somutlamak gerekirse materyal günlük hayatta sıkça kullandığımız süngerlerle ilişkilendirilebilir. Süngerden farkı ise su yerine oksijen emmesi sadece.
ScubaDiving
    Materyalin nerelerde kullanılacağı konusunun ucu açık gibi görünüyor. Bu materyalin kullanım alanı tamamıyla hayal gücü ve yaratıcılığımıza bağlı ve bu nedenle materyalin popülerliği artacağa  benziyor. Bu materyal belki batma tehlikesine karşı deniz araçlarında kullanılacak, belki de henüz keşfedilmemiş yeni bir teknolojinin olmazsa olmazı haline gelecektir. Ancak Prof. McKenzie bu materyal üzerindeki çalışmalarının hizmet etmesini istediği alanı dalgıçların oksijen tanklarına ihtiyaç duymayacağını ya da sadece oksijen tanklarıyla yaşamlarını sürdürebilen akciğer hastalarının rahata ereceğini söylediği konuşmalarıyla oksijen tankı kullanması gereken kişilerin olduğunu belirtiyor.
    Bu sıra dışı fikir, duyanlar tarafından şaşkınlıkla karşılandığı gibi materyalin bunu nasıl yapacağı da merak konusu oluyor. Açıkçası materyalin kullanımında vücudumuz için alyuvarlar üzerinde oksijen taşınımını sağlayan hemoglobinlerden ilham alınmışa benziyor. Bu materyal için en önemli madde kobalt denebilir çünkü kobalt oksijenle geri dönüşümsüz tepkime vermeyen bir madde. Materyal içindeki kobalt, hemoglobindeki demir gibi oksijeni alacak ve gerektiğinde oksijene zarar vermeden ya da oksijende herhangi bir değişikliğe neden olmadan bırakacak. Materyalin ne kadar oksijeni absorbe edebileceği ve sunabileceği ise basınç ve sıcaklık gibi çevre şartlarına bağlı.
    Yapay alyuvar şeklinde özetleyebileceğimiz bu madde kendi yaşam alanı toprağa sığmayan insanoğlu için büyük bir fırsat gibi görünüyor.
Kaynak: Gizmag